Korkularım var. Fena halde kaygılandırıyorlar beni. Onları aklıma getirmemek için uğraştıkça hep zihnimde kalıyorlar; büyüdükçe büyüyorlar içimde. Dağın tepesinden yuvarlanan bir kartopu gibi. Önce minik, masum ilerlemeye başlıyor. Yuvarlandıkça büyüyor. Ve büyüyerek geliyor üzerime üzerime. Kaygılarım artıyor, paniğe kapılıp gerisin geri kaçmaya başlıyorum; kaçtıkça bir dev olup büyüyor, kocaman bir heyulaya dönüşüyor; minik, masum kartopu. Endişe katsayım artıyor, kocaman topun altında ezilecek olmanın paniğiyle kaçacak yer bulamıyorum. Kendimi, boynuna kement atılmış bir köle gibi hissediyorum. Özgürlüğümün dört bir yanına örülmüş duvarlar içinde kıvranıp dururken korktuğumun başıma gelmesinin mukadder olduğunu anlıyorum. O anda tek bir şey düşünüyorum; nihayetinde kardır, yumuşaktır beni ezip öldürmez deyip boylu boyunca yere uzanıp kendimi toprağa gömmeye çalışıyorum. Ve üzerimden bir silindir gibi geçiyor. Son bir cesaret kurtulmama sebep oluyor. Ama yine de keşkelerimden kurtulamıyorum; keşke kartopu daha küçükken ondan korkup kaçmak yerine üzerine gidip topu elime alarak derenin derinliklerine doğru fırlatsaydım, keyif yapsaydım. Bu deneyim bana, korkularımı birebir yaşayacağımı fark ettiriyor ve bu farkındalık korkularımdan kurtulmanın yolunu keşfetmemi sağlıyor. Anlıyorum ki korkularım; içimde ördüğüm duvarlar arasında kendi ellerimle beslediğim canavarlarmış. Ve özgür insanların yürekleri de özgür olur diyerek salıyorum onları evrenin derinliklerine. Canavarların sürekli korku salmasına kafa tutup ben salıyorum onları içimden. İçimdeki duvarlar yıkılınca kocaman alanlar açılıyor, yüreğim yalnızca bana kalıyor.
Öküz kadar masum değilsiniz
Tabiatı seveceğim bundan böyle; börtü böceği, ağaçları, kuşları, yeşil otları, sarı yaprakları.. Canlı cansız ne varsa dünyada, kara karıncadan karanlık geceye, gündüzün aydınlığından esen rüzgara, yağan yağmura, kar soğuk tipi boran her ne varsa; canı gönülden ve yeni görüyormuş gibi seveceğim onları. Sevdikçe sevesim gelecek, büyüyecek sevgim. Karşılık alacağım tabii ki, sevmemin karşılığını kat kat; Yağmur sevdiğim kadar püfür püfür, kar sevdiğim kadar beyaz, güneş sevdiğim kadar ışıl ışıl aydınlatacak içimi. Ve ey insanlar sizi de seveceğim karşılık beklemeden. Çünkü siz ot kadar samimi, öküz kadar masum ve ceylanın gözleri önünde yeni doğmuş yavrusunu parçalayan aslan kadar haklı olmadınız hiç. Ne yaptınız birbirinizi katletmekten başka. Fesattan, bozgunculuktan başka ne yaptınız. Egzoz dumanları sizin sayenizde tıkadı soluklarımızı. Sizin kimyasallarınızla kirlendi gökyüzü. Sizin savaşlarınızda vuruldu analar. Sizin günahlarınız, cami önüne bırakılan sahipsiz yavrular. Umut ışıltılarını siz söndürdünüz boynu bükük mahzun çocukların. Hayvanların birbirlerine yapmadığı kötülüğü siz yaptınız. Neslini tükettiniz sevdiğim her şeyin. Körüklediğiniz düşmanlıklara, kine, gareze rağmen tükenmeyen tek bir şey kaldı evrende o da sevgi. Sevgiyi hala yüreğinde taşıyanların kaldığını düşünerek ve paylaştıkça çoğalacağına olan umudum sebebiyle seviyorum sizi ey insanlar. Sevginin yüreklerde birleşip büyümesi dileğiyle…